HAYATIMIN UNUTULMAZ FOTOGRAFLARI

Bazen sararmış yaprakların ayaklarınızın altına bir halı gibi serildiği yolları anımsarsınız son bahar görüntüsü olarak. O son baharın özel görüntüsü bana hep sonbahar görüntülerine bakma isteği verir. İlkbaharın coşkuyla, fışkırır gibi dallardan taşırdığı yemyeşil yaprakların güzelliğine doyamadan, sararan ve bulunduğu dalı terk eden yaprakların hüzünlü görselliği içimi yakar. Çıplak ve kendini koruyamayan ağaç, örtünemeyen dallar ve çürümeye yüz tutmuş güzellik timsali yapraklar… işte son baharımı ben böyle anımsıyorum. Ve bu fotoğraflara bakarak sonbaharları arka arkaya sıralıyorum. Ayaklarımın altında hışırdayan o güzelliğin dağılırken çıkardığı ses ve aklımda düşsel gerçekliğin kaybolan görüntüsü…

(daha&helliip;)

GEÇMİŞİN AYAK İZLERİ

Geçmiş sizden çok uzak değildir. Sadece sessizce takip eder sizi.

Çocukluğunuzun iyi ya da kötü yanları, üzüntüleri veya sevinçleri, sevapları ve günahları, doğruları ya da yanlışlarıdır geçmiş. Hayatınızda ne yaparsanız buraya ilaveler yapmış olursunuz. Siz büyüdükçe çocukluğunuzun süresi artar. Geride bıraktığınız her gün çocukluğunuzdur. İleriye attığınız her adım büyüme çabanız olacaktır. Sizin ne olduğunuz çocukluğunuzdadır; ne olacağınız ise ileriye attığınız adımlarınızda gizlidir. Geride bıraktıklarınız tutarlıdır. İleriye attığınız adımlarda tutarsızlıklar olur. Çünkü olmak istediğiniz şeyi çoğunlukla bilemezsiniz. Ona yüklediğiniz anlamdır geleceğiniz. Yaşadıkça gerçek olur ve bazen sizi hayal kırıklıklarına uğratır. Yüklediğiniz anlamlar üzerinden yavaş yavaş veya hızla dökülür. Geriye gerçek kalır. Sıvasız, boyasız, sevimsiz gerçek… Ve gördükleriniz tutarlıdır. Çünkü sizi kontrol eden çocukluğunuzdur. Asla çok uzağa gidemezsiniz. Geleceğinizi birbirine benzer adımlara dönüştürür. Sizi bir arada tutar. Kaybolmuş benliklerin toparlanamayışı bundandır. Kendini bulamaz çünkü. Israrla çok uzağa düşmüştür çocukluğundan. Çocukluğuna duyduğu öfke ve nefret onu kendine yabancılaştırmıştır. Yaşadıklarını sahiplenemez artık. Yalancı bir hayatı yaşadığını düşünmekten, dünyayla sahici bağlar kuramamaktan şikayet eder. Ve bu yalana son vermek için çabalayıp durur. Geçmişiniz sizin takipçinizdir. Ondan kurtulamazsınız. (daha&helliip;)

Çarpık Gerçekçilik

Hayretle sözcüklerin bir insandan diğerine aynı anlamla geçmediğine şahit oluyorum. Söylenen sözün aynı dil kurgusu içinde söylenmesine rağmen anlamlandırma konusunda farklı sonuçlar üretilmesi nasıl izah edilebilir? İletişim döngüsündeki ileten-mesaj-alıcı üçlüsünde bir sorun oluşuyor. İletenin dizgesindeki anlam, iletiye yüklendikten sonra, onun kontrolünden çıkıyor. Alıcı mesajı açtığı anda sanki bir virüs kutusundan boşalmış mikrop ordusu etrafa yayılıyor. Belirgin bir sözcük onlarca anlam kaymasına uğrayarak algıyı dumur eden bir vasfa bürünüyor. Artık ne söyleyen, ne de söylenen olayı kontrol edemiyor.

 

Peki neden böyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz. Burada şu alıntıya ihtiyaç duyuyorum: “Göstergebilimin temel konusunu oluşturan “gösterge”yi (sign) anlamadan göstergebilimi anlamak imkansızdır. Gösterge, “genel olarak bir başka şeyin yerini alabilecek nitelikte olduğundan kendi dışında bir şey gösteren her türlü nesne, varlık ya da olgudur. Daha geniş bir tanımla, gösterge, insanların bir topluluk yaşamı içinde birbirleriyle anlaşmak amacıyla yarattıkları ve kullandıkları doğal diller (Türkçe, İngilizce, Fransızca vb.), çeşitli jestler (el, kol, baş hareketleri), sağır-dilsiz alfabesi, trafik işaretleri, bazı meslek gruplarında kullanılan flamalar, reklam afişleri, moda, mimarlık düzenlemeleri, yazın, resim, müzik gibi çeşitli birimlerden oluşan ve ses, yazı, görüntü, hareket gibi gereçler vasıtasıyla gerçekleşen dizgelerin oluşturduğu anlamlı bütünün birimleridir. “ (daha&helliip;)

EY DİYANET GÖREVLİSİ!..

 
 
"Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı. Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeş kızları, sizi emzirmiş olan (süt) anneleriniz, süt anneden kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Fakat eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, o taktirde (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve sizin sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri (kadınları) ve iki kız kardeşi bir arada (nikâh altında) toplamanız. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki, Allah Gafur'dur, Rahîm'dir."(Nisa-23.Ayet)
 
Burada açık olan haramları şöyle anlıyorum: Anne, kız, hala, teyze, kız kardeşler, yeğenler, süt anneler, süt anne kızları, kayın valideler, cinsel ilişkide bulunulmuş kadınların kızları, gelinler, eşle aynı anda baldızla evlenmek veya cinsel ilişkide bulunmak haramdır.

(daha&helliip;)

Hayır Hepimiz Tecavüzcü Değiliz!

T24'ten Leyla Alp'in "Nasıl Tecavüzcü Olunur?" yazısı harekete geçirdi beni. Duygusal anlarda yapılan muhakeme yanlışları bizi yersiz söylemlere de götürüyor bazen. Ama niyet iyi. Buna bakıyorum. Hayır! Hepimiz tecavüzcü değiliz. Ben kalleşçe bir hınçla, kendinden güçsüz birine zor kullanmaktan yana olmadım; olamam da. Ben erkek olmayı korumak ve kollamak olarak görüyorum.

Bir kadına kötü davranan erkeklerin savunucusu olmayı değil, onlarla savaşmayı seçmek gibi bir yetiye ve anlayışa sahibim. Aynı zamanda kadına kötü davranan kadınlara da... Bir insana karşı kabalaşmanın kişiliğimde önemli ölçüde azalmaya neden olduğunu, duygusal ifadelerimi ve hislerimi azalttığını, yaşamı bir kaç kısır kelimenin arkasından (daha&helliip;)

Ne Zaman

Ne zaman yiter anılar

Zaman nasıl silinir anılardan

Her damla kan parmak izidir ölümün

Ve utancın kızıllığını taşır batan gün

Ne zaman unutulur ölümler

Ölüler susar mı cansızken beden

Birini alırsanız tükenir mi ki benden

Ben susarım da suzmaz içimdeki ben

Kan tutar mı Tanrıyı bu kadar ölüm varken

İnsanlık vuruluyor sürekli doğduğu yerden (daha&helliip;)

Hayat

Bir film sahnesi kadar kısa bir hayat bu benimki

Ölçülü, herkesin kolay lanet edemeyeceği

Ve hiç şaşırmayacağı kaygılı, kuruntulu

Sığınılmış korkunç köşeleri olan

Kendi cehenneminde sığıntı

Umutsuz çocuk yüzüyle bakan

Gizlenen ama kimse bulamazsa diye korkan (daha&helliip;)

Yazmak Kavgadır

Yazmayı bir kavga olarak da görmek gerek. Çünkü kavganın fiziksel araçlarına sahip olmayanlar için, kavga soyut bir anlam taşır. Edilgin, sessiz, kendi iç çığlığından başkasını önemsemeyen dünyalıların başkalarını anlama çabalarının imkansızlığının bir başka yüzüdür. Anlam arayışını kendi kelimeleriyle yapan, kendi sözlüğünde olmayanı yok ve mantıksız sayan anlayışın, anlayışlı olma çabasıdır. Kavga kendini üstün görenin, görüş açısından aşağılamasıdır karşısındakini. (daha&helliip;)