top of page
  • Yazarın fotoğrafıMehmet Ali BOZGEYİK

Barak Uzun Hava


Şemen kara yağız bir oğlan Buğday yanığı teniyle başak başak saçları Güney doğu sıcağı kurak bakışları Issız ve kimsesiz Ama dağ değil yükseği Geyik avlamıyor koyun yayıyor ovada Kaval çalmıyor, uzun bir hava okuyor yüceden Gırtlağında düğümlenmiş aşkı Elindeki sopaya işliyor Hava dingin Yel esmiyor Kuş uçmuyor Köpek havlamıyor Uçak geçmiyor Her şey bu yokluktan besleniyor yirmi birinci yüzyılda bu ovada. Nazlı kurak iklim rüzgârına tutulmuş yüzünde Sessiz bir aşkı çürütüyor usul usul Döndüğü halaylar gibi yavaş Yollar gibi uzun Ve kısmeti gibi yoksul bir kız Yüzük kadar küçücük bir ağız Sanki sözler sığmayacakmış gibi duruyor Oysa en güzel sözler bu ağızdan çıkıyor Çıktığı an ovaya Yılkı gibi dört bir yanı sarıyor Ve Şemen’i buluyor Şemen deli Şemen mecnun ve divane oluyor Yerinde duramıyor Nazlı’ya varamıyor Bir uzun yol boyunca ağıt halay oluyor, Halay ağıt oluyor Dolam dolam poşu Dolam dolam keçik Dolam dolam zıbın, köynek oluyor Kör bir karanlıkta kendi zindanında Sahipsiz bir köpek gibi uluyor. Ovanın düzünde İyinin öteki yüzünde Topal bir çakal yatar Adı Ali Gözleri kuytu ve derin Serin bir asmanın altında Zengin Kibirli ve kıskanç Zalim Gözünde nazlı bir hayal O gözler kamçı kamçı Çakmak çakmak Yaş yok Sanki ovanın kurağı düşmüş içine Yalım yalım yanıyor Kimse yanında duramıyor Ali fesat Ali hain Kendi adına zalim Aman bilmez bir Arap Beyi. Koçero’nun Gülay bir sabah bağın teveğine sarılı Ucu yanık bir mektup bulur Ve açar okur Küçük bir sitem vardır “Karşıdan geliyor bir çift maraba Yıkıldı hanemiz kaldı haraba Anan seni verdi bir dil bilmez araba Kurbanlar keserim de geldiğin gece Gelemez miydin gelemez miydin? Tama ben de seni sevdim diyemez miydin?” Birden bağ ayaklanır Rüzgâr çıkar Tozu dumana katar Göz gözü görmez olur Ama Gülay mektubu bırakmaz Kendi yolunu bulur Ve Koçero ’ya verir. Kaç keçi, kaç koyun görür bilinmez ama Koçero önünde bir sürüyü kişler gibi hızlı Bir sürüyü gözler gibi sinik Ve bir sivrisinek gibi kaçak Doğru Topal’a koşar. Gün batmadan ovayı bir karanlık kaplar Çılgın Belirsiz ve öfkeli karanlık Önce havaya Sonra yuvaya Ve sonra yüreklere yayılır Korkunç bir çığlıkla Topal Ali bayılır. Kimse ne olduğunu anlamadan sorgulamalar başlar Önce en yakın arkadaşlar Sonra yolda yolakta yoldaşlar Sonra herkes birbirine sorar Ama cevap derin bir sessizlikte Önemini yitirir Hayat yeniden eski ritmine döner ve yavaşlar. Nazlı bir selvi gibi ovanın güzelliği Kendi geleceğinin kederli hüznünde Rengini kaybeder Ve keder bulaşıcı bir hastalık gibi Tüm ovaya nüfuz eder. Şemen bir ayin gibi her gün tekrarladığı Nazlı’ya mektuplarını yazmaya devam eder Ama kalbinin en kuytu yerinde korku İnce bir sızı olmuş Bağlamanın telinden süzülür ılgıt ılgıt Zılgıt zılgıt haykırır Şemen Ve Nazlı’nın duyduğuna kanaat getirince Susuverir hemen. Çünkü nazlı korkunç bir kadere Ve sonsuz bir kedere yelken açmıştır Kendi gölgesinden korkar olmuştur Kendi kusuru olmayan bir bela Gelip Nazlı’yı vurmuştur. Babası bağ bozumu vakti Verir kararını Sanki her tevekten öcünü alır gibi Salkım salkım satar Nazlı’yı Tane tane satar Henüz yeni terlemiş memeleriyle Süt kokusu çıkmamış ağzıyla Sigara ve kül kokan Aksak ritim bir halayın başı İblise Topal Ali’ye Satar. Nazlı bir ceylan gibi Sessiz bir tevazuuyla karşılar Babasının kararını Kapar ömrünün bu yarım kalmış ilkbaharını Kadın olmanın zorunlu nöbetine İlk eğitimini alır. İliklerine kadar soğuk Karanlık bir pınardan oluk oluk akan su Kalbinin üzerindeki ateşi kaplar. Şemen bağlamanın telinde bir nağmedir artık Hasret türkülerinde mecnun Sevdada kara Yüreğinde onulmaz bir yaradır. “Kimim ben hatırlat bana Kendimle tanıştır beni Nasıl yalvarayım sana Lisan ver konuştur beni Ömrüme ermeden zeval Geçen günler oldu hayal İçime bir güzellik sal Küskünüm barıştır beni” Şemen böyle söylüyordu artık Bağlamasına yüklenip Sema bu kadar kedere başkaldırıp Kendi töresini bozuyor Temmuzun sıcağında dolu Ağustosta boran oluyordu Ama acı olduğu yerde duruyordu. Eylül ayının sarı yaprakları takvimden düşerken Düğün hazırlıkları başlar köyde Nazlı kendi kaderine düğüm olan bağda Son bozumunu yaparken Bir çirtik üzüme buladığı zehri içiverir. Hayat sessiz ve geride kalan bir tarihtir artık Acılar ondan uzaklaşırken Töre kendini tüketir. Son kalan canını da böyle verir toprağa. Çırpınmaz Sarılır Öper o süt kokan ağzıyla Ve gelinliğini beyazın kiri gölgeleyen parlağından değil Toprağın her şeyi kabul eden kırmızısından seçer. Ve o an kendinden geçer. Şemen haberi alınca Susar Durur Oturur En güzel duygularını yüklediği tellerden birini alır Boğazına bağlar, ince bir kan sızar göğsünde Nazlı’nın olduğu yere doğru Tam kalbinin üstünde donup kalır Artık bağlama öksüz Türküler sözsüzdür İnce bir iniltinin eşliğinde Nazlı diyebilir Ve koca bir ömre bedel aşk Oracıkta yenilir. Topal Ali kurşun atar havaya Öfke ve hayal kırıklığının sesi o kadar yüksektir ki Kulaklar sağır Yürekler suskundur Atılan kurşunlardan biri Ali’yi diğer bacağından vurur. Barak bu hüzün ve kederin En derin En narin havasını Hala anlatıp durur.

15 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Bekledim

Aşk

Comments

Rated 0 out of 5 stars.
No ratings yet

Add a rating
bottom of page