Veda


Anne beni dünyaya getireli kırk dört, bırakıp gideli beş yıl oldu. Sen yaşarken ben hiçbir şey üretemedim. Oysa bütün amacım, senin bende görmek istediklerini sana vermekti. Şimdi de veremediğimi söylemeliyim. Ama senin hiç önemsemediğin bir konuda uğraştığımı söylemek istiyorum sana. Okuduğumu gördükçe, dişlerini sıkıp âlim mi olacaksın derdin kızgınlıkla. Âlim de olamadım anne. Olduğum şey okumayı söktükten sonra, şimdi yazmayı da söktüğümü göstermek sana. Senin kızgınlıklarının temelinde, okumama kızmak yoktu, biliyorum. Sen tarlada ekinler, ahırda koyunlar kuruyup kaldı diye kızıyordun. Benim okumamın, evdeki düzeni bozduğunu fark edip, biraz da köy işleriyle uğraşmamı istiyordun. Olmadı anneciğim. Ben köy işlerini sevemedim. Köyü sevdiğim kadar, işlerini sevemedim. Şimdi her yazdığım şeyin altından oraya ait bir imge çıkıyor. Her benzetmem, her metaforum oraya ait. Onlarla şimdi kitap yazıyorum anne. Belki bir yerlerden duyarsın diye.Oğulların hiç büyümediğini anladım anne. Kırk dört yıl sonra anladığım şey bu. Hala sen mutfakta yemek yaparken genzimi yakan biber kokusu, aynı netlikle genzimi yakmaya devam ediyor. Hayatımda o kadar şeyi unuttum ama seninle ilgili şeylerin bu kadar açık bir şekilde zihnimde tazeliğini korumasına şaşıyorum. Eşimin yemek yaparken kaşığı senin gibi tuttuğu, yemeği senin gibi karıştırdığı anlar, onu en yakın bulduğum anlar hala. Seni bedenimde bir muska gibi taşıyorum hala. Ve her korktuğum anda sana sığınıyorum. Benim, senin rızan için yapmadığım hiçbir şey yok bilesin. Büyümemi istemediğini biliyorum anne. Sen, beni büyüsün diye doğurmadın biliyorum. Hep küçük oğlun olarak yanında olayım istedin. Ölünceye dek. Ve ben, senden hep uzaktaki küçük oğlun oldum. Büyüdüğümü ispat etmek için hep kaçtım. Şimdi sana dönmek için yazıyorum anneciğim. Senin çatlamış ellerinin yüzümü çizerek okşayışını arıyorum nedense. Anıların bir kıymık batıyor içime. Seni özlüyorum. Şimdi ikinci torununun babası olmaya hazırlanırken yaşıyorum bunları. Ben nasıl büyüyeceğim anne söyler misin?\r\nSana veda etmedim bu güne kadar. Babamla vedalaşalı beş yıl oluyor. Ama seninle vedalaşmamıştım. Bekli de büyümediğimdendir. Belki de beni olmadık zamanda bırakıp gidişine kızgınlığımdandır. Şimdi zamanı geldi. Seni en sevgili insanları koyduğum yere koyup, uğurluyorum, sevgilim; bütün sevgililerimdeki küçük kadın. Seni anlayamadığım için kızma bana. Birkaç günlük bir sevgiliden ayrılırken çıkardığımız çıngar yeri göğü inletirken, kırk yıllık hayat arkadaşını sessiz sedasız uğurlayıp, hiç birimize de babanızı çok özlüyorum çocuklar, acım büyük beni mazur görün diyemedin. Yalnız kaldığın yatağında belki her gece sessizce ağladın ama biz duymayalım diye belli etmedin. Kırk yıllık bir dosttan sessiz sedasız ayrılanamayacağını şimdi anlıyorum. Ama benim hikâyem de, her şeyi geç anlamak, kusuruma bakma. Zaten biliyorsun. İşte anne, bokunda boncuk bulmuş gibi sevindiğim, şu beş yıllık gecikmeden sonra yazdığım kitabımda, bunu sana söyleme fırsatım oldu. Adını da bula bula mykitap koydum. Bundan sonra yazdıklarımı oku. Çünkü sen yaptın, ne yaptıysam.  Ellerinden öpüyorum anne. Hoşça kal.

Yazar-şair

Yalnız kuşlar titrer rüzgarda... Tüneyecek dalı olmayanların yüreklerindeki soğuğu kırabilecek hiç bir sıcak yoktur. Bu yalnızlığın derinlerdeki değersizlik, kırgınlık, sürekli hırçınlık ve alınganlığı yeniden ürettiğini anlamak için bir miktar tercihli olmayan yalnızlığı yaşamak gerek.

YORUMLAR

YORUMU CEVAPLAYIN