Ülke Sevgisi

Ülke Sevgisi


Kızım bugün ülke sevgisini anlatacağım sana. Üzerinde doğduğun ülkeyi neden ve nasıl seveceğini anlatacağım. Dağları, denizleri, ovaları, bağları, bahçeleri ve köyleri ve köylüleriyle ülkemizi neden sevmeliyiz? İşte bunu anlayacağız seninle kızım.Bu ülke birilerinin dediği gibi ise 1071 yılında bizim atalarımızın oturumuna açıldı kızım. Ondan önce bizimkiler konar göçer bir toplulukmuş. Bu yüzden hiçbir kültürel mirasları kalmamış- Demek ki bir yerde kalıcı olacaksın ki tarihin ve kültürün olsun- . Biz konumuza dönelim. Dedelerimiz yer ararken bu toprakları hayvanları için verimli bir arazi olarak görmüş ve yerleşmişler. Ama bunun için savaşmak zorunda kalmışlar. Ve bu toprakları istila yoluyla elde etmişler. Yerleşmiş ve sevmişler buraları. Kalıcı olmak ve artık tarım ve hayvancılığa dayalı bir kültüre yönelmişler. Ama bunun için çok ve kanlı savaşlara girmişler kızım. Bazen kendilerini korumak, bazen düşmanı uzak tutmak için ileri geri savaşlar vermişler. Avrupa’nın içlerine kadar gitmişler bir ara. Şimdi Avrupa’nın öcünü almak istediği de bu. Güçlü bir ülke güçsüz olunca bütün düşmanları onu parçalamak ister kızım. Türkiye Cumhuriyeti toprak olarak küçülünce güçsüz olduğu da sanılmağa başlandı. Bütün uygunsuz talepler bu yüzden. Bazen birkaç tuğladan ya da kerpiçten bir ev yaparız. Aslında estetik açıdan bir şeye benzemez. Ama biz orada birkaç yıl yaşayınca ev kerpiç ve tuğla olma özelliğini kaybeder bir mabede döner. Orada artık bizim geçmişimiz, anılarımız, tarihimiz yaşamağa başlar. Bu yüzden bırakıp gidemeyiz. Ağladığımız, güldüğümüz günlerin anıları gelip önümüzde dururlar. Orası kerpiç ya da tuğla yığıntısı değil ömrümüzün üç-beş yılıdır. Silinmez bir kesit olmuştur. Yaşadıkça hayatımızı anlamlandıracak önemli bir parçadır. Değeri maddi ederini aşmıştır. Ülkemiz de böyledir. Bazen bırakıp gitmek isteriz öfkeyle. İnsanlarına tahammül edemeyiz. Ama sonra öfkemiz diner, her şey normale dönünce yolları, dağları, hayvanları , insanlarıyla bizim kişiliğimizin bir parçası olduklarını duyumsarız. Nasıl vücudumuz kendi ellerimizle rahat hareket eder, kendi gözlerimizle güzel görürse ve başka bir göze, ya da ele ihtiyaç göstermezse biz de ülkemizi bu unsurlarından arındırarak sevemeyeceğimizi anlarız. Bunlar ülke dediğimiz toprağın doğal kokusu, dokusudurlar. Hepsi de bizdendir. Bir Türk magandası yerine İtalyan, bir Kürt kırosu yerine İspanyol  düşünemeyiz. Düşünsek bile aynısı olmaz, güzel olmaz. Bu toprak Türksüz, Kürtsüz, Lazsız, Çerkezsiz olmaz. Güzel olmaz. Anneni anneannen olmadan düşünmek imkansızdır kızım. Bazı büyük adamlar(onlar da büyük değildirler aslında, makamları yüksektir ) ülkeyi hor kullanırlar bazen. Ama onlar ülkenin sahibi değildirler kızım. Biz onlara bakarak ülkemizden soğumayız. Yani babalar annelere kötü muamele edince anneler çocukların annesi olmaktan çıkmazlar. Hatta çocuklar annelerine daha çok sahip çıkmalıdırlar. Çünkü mazluma arka çıkmak insanlık görevidir. Ülkemiz bizim anamızdır. Anavatanımızdır. Onu birileri hor kullanıyor diye, birileri daha fazla sahipleniyor diye bırakıp gidemeyiz, sevmekten vazgeçemeyiz. Kendimizden vazgeçmekle aynı şey olur bu. Çünkü biz dediğimiz şey, kişisel bir tarihten başka bir şey değildir kızım. O da nerede yaşandığından bağımsız düşünülemez. Sevmeyi bilmeyen bazı insanlar sevdiklerini ya benimsin ya toprağın diye severler kızım. Ama bu sevme biçimi karşıdakini bütün özellikleriyle tanıma ve sevmeye dayalı bir duygu ya da düşünce değildir. Sevmek karşıdakini tanımak ve onu belli özellikleriyle sevmektir. Yani yüceltmeden insan olarak. Seni sevmeme ihtimalini de düşünerek. Bu hakkı olduğunu bilerek. Onu yok sayarak değil kızım. Ülkemiz için de öyle bir sevgi vardır kızım. Bazı sevmeyi bilmezler onu özelliklerinden soyarak severler. Tek renk, tek biçim. Oysa ülkemiz rengarenk ve çok biçimli sevmeyi hak ediyor kızım. Bütün üstünde yaşayanlara göre sevmeliyiz onu. Kimseyi ayrı tutmadan. Ülkemiz en çok onu sevdiğini söyleyenler tarafından horlandı kızım. Onu yıkanlar, yakanlar, soyanlar, bölenler, çalanlar, çırpanlar hep bu insanlar oldular. Soydukça sevdiklerini söylediler, çaldıkça böldüler. Oysa muhabbet tellallığının bundan bir farkı yoktur. Onlar da ağlarına düşürdükleri kızları önce sevdiklerine inandırıyor, sonra hayal kırıklığına uğratarak satıyorlar. Geride yıkılmış bir gövde bırakarak. Biz ülkemizi böyle sevmeyeceğiz kızım. Kendimizi sevdiğimiz gibi seveceğiz. Annemizi sevdiğimiz gibi seveceğiz. Sattığımız gün en büyük aldanışları yaşadığımız gündür kızım unutma. Çünkü sevgi en çok onu hor görenleri vurur. Yıkıntının altında aslında alçaklar yatar. Ülkemizde her güzel şey yaşayabilir kızım. Eğer biz onu yaşatmanın koşullarını oluşturabilirsek. Bu ülke senin gibi güzel insanların yurdu oldukça orada yetişmeyecek güzellik olmayacak. Buna adım gibi, adın gibi eminim.

Yazar-şair

Yalnız kuşlar titrer rüzgarda... Tüneyecek dalı olmayanların yüreklerindeki soğuğu kırabilecek hiç bir sıcak yoktur. Bu yalnızlığın derinlerdeki değersizlik, kırgınlık, sürekli hırçınlık ve alınganlığı yeniden ürettiğini anlamak için bir miktar tercihli olmayan yalnızlığı yaşamak gerek.

YORUMLAR

YORUMU CEVAPLAYIN