Senin Kokun

Senin Kokun


Bazı kokular geçmişten gelir demiştin. Çocukluğumuzun esintilerini dolaştırırlar yüzümüzde. Açık kalmış bir çeşmenin etrafında- yeşermiş yosun kokuları, toprak kokuları dolaşır- ince su arkları üzerinde kurduğumuz kırılgan köprülerin. Sevmelerin çabucak alevlenen ve sönen ısısı vurur yüzümüze. Suçüstü yakalanmaların ürpertisiyle kasılır kalırız. Şefkatli okşayışlara uzattığımız çocuk başımızda- şimdi tek tel saç kalmamış olan-artık terk ediş ve edilişlerin karamsar resimleri dolaşmaktadır. En küçük hüzünlerin üstünde geçmişin hüzün yağmurları dolaşır. Hepsinin gerisinde annemizin sırma saçları, bakımsız ama şefkatli elleri ve iki çeşme misali durmadan yaşlı gözleri gizlidir. Geçmiş omzumuzda taşıdığımız bir azık çuvalı gibi büker belimizi çoğu zaman. Bazen neden çabucak ağladığını düşünürüm. Göz yaşlarını kirpiklerinin ucuna yerleştiren tanrı, gözlerindeki kuyuyu sırf bunun için mi korunaksız ve dört iklim yarattı, bilinmez. Ama bütün derinliklerin gerisinde, yüzeyde kaybettikleri yatar. Her şey değerini zamanın aşındırdıklarından kazanır biraz da... senin değerindeki esas öğe, zamandan aldıklarında yatıyor sanırım. Bir hüzünlü sevmenin kırılmış kanatlarını çarpa çarpa, göğsünde oluşan nakış, senin en ayırt edici özelliğini oluşturuyor.Zamana ve insanlara rağmen, bir dağ çiçeği gibi başını önüne alışın ve direnişin, öfkeyi toprağına değil de renklerine vermiş olman, belki de güzelliğinin başlıca sebebi. Seni bir kaya gölgesi serinliğinde sevmek gerekir bu yüzden. Toza toprağa, yele ve güne karşı. Kendi ateşli arzularıma karşı. Gözlerindeki yağmurun ipince ahenginde kendi kirlerimden arınmak için. Senin kokunda geçmişten neler bulduğumu da sorarım bazen. Çok çocuklu ailelerin şen seslerini ve geçerken uğramış ellerin, fazlasını veremeyen sevgisini bulurum çoğu zaman. Bazen sevgilisine söyleyemediklerini nakış nakış gergefine işleyen kız kardeşlerimin, kardeş sevgisiyle dolu gözlerinin, yanık kokusu gelir burnuma. Genzim alev alır. Karnındaki kasılmalarda, yitirilmiş kardeşlerimin ardından ağlayan annemin hüznü, kıvranır durur. Gülüşünde, yeni alınmış hediyelerin bayram sevinci vardır. Bir günlük gidişlerinde, er mektuplarında görülmüş, kavuşma temennileri yer alır. Senin kokunda, yeni doğmuş çocuğun süt dişleri vardır. Bazı kokular da geçmişten gelmezler. Onlara şeklini veren, bu günün yaşanan gerçekliğinde yeşeren, zaman dışı duygulardır. Senin neşe dolu, aşkım, diye başlayan tümcelerin karşısında duyulan heyecanlar gibi. Bir park gezisinde ağaçların ağaç, kuşların kuş, çiçeklerin çiçek olduğunun farkında olmadan, her şeyin üstünden geçme isteği gibi. Şehirlerde de bu koku aynen gelir. Semt semt, mahalle mahalle apayrı kokular verir şehirler. Bazıları kurtuluşun derin ve acılı izlerini taşırlar. Bazıları ise sevgi şerbetine batırılmış coşkulu yürekler gibi tıkış tıkış, gürül gürül akarlar. Asırlardır aşıkların buluşma yeri olmuşlardır. Ucu işlemeli mendiller sarkar tarihin açık kalmış penceresinden. Aşk pınarlarından göz yaşları damlar kavuşma faslını kaybetmiş sevgililerin. Şehirler kapalı zarf usulü taşırlar geçmişin izlerini. Bazı kokular geçmişten gelir. Sabahın serin vakti ekmek, peynir ve zeytin kokuları gibi. Baba sesi, anne sesi, koyun- kuzu sesleri gibi. Yitirilmiş mutluluklarımızda gezinen tanıdık kırgınlıklar gibi. Sevmenin ilk heyecanlarında görülen derin ürperişler gibi. Ağrılı yerlerimize şefkatli dokunuşlar gibi. Bazı kokular geçmişten gelir, bazı sevgilerde olduğu gibi.

Yazar-şair

Yalnız kuşlar titrer rüzgarda... Tüneyecek dalı olmayanların yüreklerindeki soğuğu kırabilecek hiç bir sıcak yoktur. Bu yalnızlığın derinlerdeki değersizlik, kırgınlık, sürekli hırçınlık ve alınganlığı yeniden ürettiğini anlamak için bir miktar tercihli olmayan yalnızlığı yaşamak gerek.

YORUMLAR

YORUMU CEVAPLAYIN