Kerem


Oğlum, hayat öyle hızla geçiyor ki, bir an durup nefes almak bazen mümkün olmuyor. Seni, zamanı durduramadığımız bu anlardan birinde davet ettik aramıza. Seni tanımıyoruz henüz. Ama sevmeye çok hazırız. Bizim senin hakkında düşündüklerimizi, sen daha doğmadan öğren istiyorum. Çünkü seni umutla, sevgiyle bekliyoruz. Sağlığını sıhhatini çok umursuyoruz. Annenin beli ve sırtı ağrıyor sürekli. Beş aydır düzgün ve düzenli bir uykusu yok. Uyuyamıyor, sadece sırt üstü yatarsa rahat. Senin yerin her geçen gün daraldığı için karnını tekmeleyerek rahatlamak istiyorsun. Kocaman bir karında, kocaman bir çocuk olarak gelişiyorsun. Ayşe Bahar’da bu kadar ağrı ve sancı çekmemişti annen ama sen de canı çok yanıyor. Umarım sağlığın, sıhhatin ve her huyunla bizim huzur dolu dünyamıza katkıda bulunursun oğlum. Çünkü biz seni böyle bir hayata bekliyoruz. Sana vaat edebileceğimiz de bu kadar. Sevgi ve mutluluk verebiliriz bir süre. Gerisini de sen getirirsin artık. Çünkü hayatını güzel kılacak olan sensin. Sen hayata nasıl bakarsan, o da sana onları verecek. Buna emin olabilirsin.\r\n\r\nOğlum, hayat bir defter yaprağı gibi geçecek. Bembeyaz, boş yapraklarla dolu bir defter… sen her yaprağına not düşeceksin. Eğer hayattan duyduğun ve gördüğün iyi sesler ve görüntüleri yazarsan harika bir defterin olur. Ve hayatta kötü şeyler de var. Bunları da duy, ama kayda alma. Çünkü kötülük kayda değer değildir.\r\nBugün ablan hasta çocuğum. Sen de bunları yaşayacaksın biliyorum. Ablan beş gündür kalbimin bir yanını ezim ezim ezerek iyileşiyor. Ama bu kadar acıyı hak etmiyor diye düşündüğüm için, içim kıyılıyor. Bir baba olarak bütün acılarını kendim yaşamak isterdim ablanın buna kesin olarak inan. Senin için de aynı olacak buna da inan. Ben her zaman duygularımı tam göstermek isterim size ama bazen bunu göremeyebileceksiniz. Senden ricam bana her zaman fikrini söylemen ve bunu neden yapıyorsun diye sormandır evladım. Çünkü büyükler de aslında içlerinde bir çocuğu büyütmektedirler. İşleri sanıldığı kadar da kolay değildir oğlum.\r\nSeni Allah’ın keremine şükür diye bekliyorum haberin olsun! Önüne bu çok çıkacak bil. Adını annen çok istedi. Ben de kabullendim ama en güzeli adını senin güzelleştirmen, ona en mükemmel içeriği kazandırmandır. Benim adımın anlamını öğrenmem otuz yıl sürdü ,belki bu yüzden yapamadım ama senin bu şansın doğar doğmaz var. Ben öğrenmek için var gücümle çalışıyorum. Siz sorarsanız cevabını bileyim diye. Çünkü hayata sizi en iyi bir şekilde donanmış olarak hazırlamak istiyorum. Sizinle beraber çok uzun yıllar yaşayamayacağımı biliyorum. Ben yokken siz hiç olmazsa kendi gücünüzü ve yönünüzü kolayca bulun istiyorum. Ben pusulamı otuz beşimde buldum. Ne istediğimi ancak bu yaşlarda anlayabildim. Yanlışlar yaptım. Kendi doğrularımı bulmanın cezasını ödeyerek geldim bu yaşıma. Bazen aileme de yaşattım bir kısmını, ama siz yaşamayın istiyorum oğlum. Ayşe Bahar umut vaat ediyor. Ne istediğini şimdiden biliyor gibi. İstemediği bir şeyi yapmıyor. İstediği bir şey için mantıklı bir şekilde uğraşıyor. Ama çok hırslı bir şekilde etrafı dağıtmayacak kadar da sağduyulu. Onu çok sevdim. Umarım sen de çok seversin ablanı. O da seni merak ve hasretle bekliyor. Korka korka bekliyor; çünkü sevgimizi kaybedeceğini zannederek endişeli. Ama biz bunu yaşamaması için hazırlıyoruz kendimizi. Umarız onun endişelerini boşa çıkarmayı başarırız. Sen de buna yardım edersin.\r\nSenin için en büyük emeği annen veriyor oğlum. Annen her çocuk doğurmada hayati riskler alıyor bunu öğreneceksin. Sizi var edebilmek için hayatını riske atıyor. Doğduktan sonra bunu hatırlamalısın. Çünkü insanoğlu kolay unutuyor. Sen de unutabilirsin. Bu sana hatırlatacaktır diye umuyorum. Sen umursamaz bir evlat olmayacaksın. Çünkü biz seni ve hayatımızda olan biten her şeyi umursuyoruz oğlum.\r\nSana bu ilk mektubum. Biraz da heyecanlandım galiba. Daha sonra yeniden yazmak üzere şimdilik gözlerinden ve minicik ellerinden öpüyorum. Annenin karnında rahat ve huzur diliyorum sana. Sağlıcakla kal benim sevgili kalbimin parçası

Yazar-şair

Yalnız kuşlar titrer rüzgarda... Tüneyecek dalı olmayanların yüreklerindeki soğuğu kırabilecek hiç bir sıcak yoktur. Bu yalnızlığın derinlerdeki değersizlik, kırgınlık, sürekli hırçınlık ve alınganlığı yeniden ürettiğini anlamak için bir miktar tercihli olmayan yalnızlığı yaşamak gerek.

YORUMLAR

YORUMU CEVAPLAYIN