HAYATIMIN UNUTULMAZ FOTOGRAFLARI

Bazen sararmış yaprakların ayaklarınızın altına bir halı gibi serildiği yolları anımsarsınız son bahar görüntüsü olarak. O son baharın özel görüntüsü bana hep sonbahar görüntülerine bakma isteği verir. İlkbaharın coşkuyla, fışkırır gibi dallardan taşırdığı yemyeşil yaprakların güzelliğine doyamadan, sararan ve bulunduğu dalı terk eden yaprakların hüzünlü görselliği içimi yakar. Çıplak ve kendini koruyamayan ağaç, örtünemeyen dallar ve çürümeye yüz tutmuş güzellik timsali yapraklar… işte son baharımı ben böyle anımsıyorum. Ve bu fotoğraflara bakarak sonbaharları arka arkaya sıralıyorum. Ayaklarımın altında hışırdayan o güzelliğin dağılırken çıkardığı ses ve aklımda düşsel gerçekliğin kaybolan görüntüsü… (daha&helliip;)

EY DİYANET GÖREVLİSİ!..

"Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı. Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kız kardeş kızları, sizi emzirmiş olan (süt) anneleriniz, süt anneden kız kardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Fakat eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, o taktirde (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve sizin sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri (kadınları) ve iki kız kardeşi bir arada (nikâh altında) toplamanız. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki, Allah Gafur'dur, Rahîm'dir."(Nisa-23.Ayet)
Burada açık olan haramları şöyle anlıyorum: Anne, kız, hala, teyze, kız kardeşler, yeğenler, süt anneler, süt anne kızları, kayın valideler, cinsel ilişkide bulunulmuş kadınların kızları, gelinler, eşle aynı anda baldızla evlenmek veya cinsel ilişkide bulunmak haramdır.

(daha&helliip;)

Hayır Hepimiz Tecavüzcü Değiliz!

T24'ten Leyla Alp'in "Nasıl Tecavüzcü Olunur?" yazısı harekete geçirdi beni. Duygusal anlarda yapılan muhakeme yanlışları bizi yersiz söylemlere de götürüyor bazen. Ama niyet iyi. Buna bakıyorum. Hayır! Hepimiz tecavüzcü değiliz. Ben kalleşçe bir hınçla, kendinden güçsüz birine zor kullanmaktan yana olmadım; olamam da. Ben erkek olmayı korumak ve kollamak olarak görüyorum.Bir kadına kötü davranan erkeklerin savunucusu olmayı değil, onlarla savaşmayı seçmek gibi bir yetiye ve anlayışa sahibim. Aynı zamanda kadına kötü davranan kadınlara da... Bir insana karşı kabalaşmanın kişiliğimde önemli ölçüde azalmaya neden olduğunu, duygusal ifadelerimi ve hislerimi azalttığını, yaşamı bir kaç kısır kelimenin arkasından (daha&helliip;)

Dön

Sevgilim,

Bu sana ilk mektubum. Gittiğin yolu bir iplik yumağı gibi sardım içime. Ve hasretinin acılı motifinden hüzünlü kavuşmalar ördüm. Sana olan özlemim bu çileli yalnızlığın kumaşında,bu yaralı dokunuşun dokusunda bir kan lekesi gibi dolaşıp duracak biliyorum. Belki de bir otobüs freninin iç burkucu sesinde tüketecek kendini. Seni çok özlüyorum. Gel. Tüketmeden her şeyi, gel. Aklım sürekli geri geri gidiyor. Yüksek bir tepenin eteğindeki bir apartmanın kot altındaki şirin yuvamızın ahşap kapısından girmeleri hatırlıyorum. Beni hep kapıda karşılamalarını. Gülüşünü. Gül kurusu gülüşünü. İçime yaşam enerjisi olarak ılık ılık akan öpüşlerini anımsıyorum durmadan. Sevilmenin erişilmez göklerinde bir uçurtma özgürlüğüyle dolaştırdığın aşk dolu saatlerimizi düşünüyorum. Senin var edici sevgin olmadan ben bir hiçim bunu anladım. Dön çiçeğim. Bir bahar coşkusuyla dön.

OLAN-BİTEN

Olan bitenlerle ilgili biraz kafamı yormak istiyorum bugün. Olan ne? Biten ne?Olan:Sanırım ülkemizde olanlardan başlamalıyım.Ülkemizde olan müthiş bir keşmekeş. Alt üst oluş. Devrimci durum. Ama bunlar devrime sebep olmuyor. Daha çok biz kültürel altyapımz gereği alt üst oluşu sevişme olarak algılıyoruz ve bundan devrim sonucu çıkarmıyoruz. Sevişmek için uygun zemin arayışı çıkarıyoruz. Sonuç olarak da "devrimci duruş" olarak kalıyor her şey. Hiç ilerlemiyor.Olan: Kişisel alanda bir kimlik bunalımı oluyor. Sağcı-solcu-dinci-kinci hepsi bunalım. İlerleme olmayınca bunalıyoruz. Sağcı kapitalist olmak istemiyor tam olarak. Çünkü sömürü kelimesinden hoşlanmıyor. Solcu sosyalist olmak istemiyor çünkü biraz kendini düşünmek de istiyor. Dinci tam teslim olmak istemiyor, çünkü biraz sağa sola takılmak istiyor. İçmek,sevişmek,türlü cevizler kırmak istiyor. Sonra tam teslim olmak istiyor. Kinci... ha o tam istediği gibi. Kin tutup duruyor. Çünkü hayat onun istemediği şekilde cereyan ediyor.Olan: Kimlik bunalımı. Önceden Sağcılık, sonra solculuk, daha sonra dincilik, sonra cumhuriyetçilik, sonra muhafazakarlık, laik cumhuriyetçilik,şimdi tekrar dincilik revaçta. Bu da bizim vatandaşımızı yanar döner yapıyor. Seviyor sevmiyor falı bu yüzden tutuyor bu ülkede.Olan: Kendini ifade etme sorunu. İfade özgürlüğü olmadığı için sorun olmaya devam ediyor kendini ifade etmek. Olmadık yerde ben Kürdüm biliyor musun veya ben eşcinselim biliyor musun? sorusuyla karşılaşabilirsin. Kıllı değilsin ama... Hemen bıyık bırakırım. Kıro değilsin ama... He wallah. O zaman ananı s.... hewal. oldu mu he?Eşcinsel de değil gibisin... Kırıtıyorum ya. Yok yani kalın bıyıkların var. Kestim. Şimdi nasıl? Kıçına benzemiş mi ağız bölgem?Sonuç: Obsesif-kompülsif bozukluk. Sınırda kişilik bozgunları. vb.vb.Olan: Dindarlık paye görünce kafasına bez geçiren dindar oluverdi. Ama moda ve sermaye bu kadar basit olmadığını hatırlatınca işin, "ipekçiler" girdi piyasaya. Görünmez olması için çabalanan vücutların üzerinde uçuşan ipeksi dokunuşlar hayal dünyamızı inanılmaz zenginleştirdi. Gür saçların gizlenemez topzulu yükselişi, göğüslerin en narin ipekler altından gelgel edişi, estetik burunlardan gelen sıcak ve seksi nefesler eşliğinde, türban penceresinden bize mükemmel bir put gibi bakan muhteşem kadınlara dönüştüler. Artık sürmeli gözleri türban değil, sigaranın kıvrım kıvrım yükselen dumanları gizliyor.

SEN BENİM GÜNEŞİMSİN

Sen benim güneşimsin diyen dilinin nasıl bu kadar kolayca dönüverdiğini anlamağa çalışıyorum şimdi. Aylarca konuşacak mı diye yüreğim ağzımda bekledikten sonra şimdi söylediklerin,yüreğimi ağzımın kıyısına getirip duruyor. O önemli sözleri hiç umurunda olmadan söyleyiverişindeki inanılmaz gerçeklik algılarımı karıncalandırıyor. Yüreğim bir ilkbahar güneşi aydınlığına kavuşuyor. Bütün dallarım yeşile,altın sarısına dönüveriyor. Küçücük ellerini avucumun içine usulca yerleştirişin, ayaklarımı yerden kesiyor. Dünya kederliymiş,hayat pahalıymış,savaş ve terör toplumsal hayatı felç ediyormuş umurumda olmuyor bir an. Sanki dünyada bir sen,bir de ben. Gerisi yalan… (daha&helliip;)

ÜLKEMİZ İÇİN NE YAPIYORUZ YA DA ÜLKEMİZE NE YAPIYORUZ?

Toplumsal akıl sağlığının koşulları nelerdir? Bizler akıllı insanlar olarak değerlendirme gücümüzü mü kaybediyoruz? Yaşanılanlar hoşumuza gitmeyince düşünce üretmekten vazgeçip dolmuşlara binmeye mi başlıyoruz? Yaşama dair tutum ve davranışlarımız hızla değer yitiriyor ve biz güneş altında kalmış kar yığınlarına mı dönüyoruz? Aklı selim nereye gidiyor? Ben bu filmi daha önce de görmüştüm diyen yok mu? Hadi toplumsal hafıza yitimi hızla büyüyor da, bir akıl sağlığını koruyan birey yok mu? Yoksa onlar da çoktan bu infiale katıldılar da haberimiz mi yok? (daha&helliip;)