Hayretle sözcüklerin bir insandan diğerine aynı anlamla geçmediğine şahit oluyorum. Söylenen sözün aynı dil kurgusu içinde söylenmesine rağmen anlamlandırma konusunda farklı sonuçlar üretilmesi nasıl izah edilebilir? İletişim döngüsündeki ileten-mesaj-alıcı üçlüsünde bir sorun oluşuyor. İletenin dizgesindeki anlam, iletiye yüklendikten sonra, onun kontrolünden çıkıyor. Alıcı mesajı açtığı anda sanki bir virüs kutusundan boşalmış mikrop ordusu etrafa yayılıyor. Belirgin bir sözcük onlarca anlam kaymasına uğrayarak algıyı dumur eden bir vasfa bürünüyor. Artık ne söyleyen, ne de söylenen olayı kontrol edemiyor.Peki neden böyle bir sonuçla karşı karşıya kalıyoruz. Burada şu alıntıya ihtiyaç duyuyorum: “Göstergebilimin temel konusunu oluşturan “gösterge”yi (sign) anlamadan göstergebilimi anlamak imkansızdır. Gösterge, “genel olarak bir başka şeyin yerini alabilecek nitelikte olduğundan kendi dışında bir şey gösteren her türlü nesne, varlık ya da olgudur. Daha geniş bir tanımla, gösterge, insanların bir topluluk yaşamı içinde birbirleriyle anlaşmak amacıyla yarattıkları ve kullandıkları doğal diller (Türkçe, İngilizce, Fransızca vb.), çeşitli jestler (el, kol, baş hareketleri), sağır-dilsiz alfabesi, trafik işaretleri, bazı meslek gruplarında kullanılan flamalar, reklam afişleri, moda, mimarlık düzenlemeleri, yazın, resim, müzik gibi çeşitli birimlerden oluşan ve ses, yazı, görüntü, hareket gibi gereçler vasıtasıyla gerçekleşen dizgelerin oluşturduğu anlamlı bütünün birimleridir. “Yukarıda da anlatıldığı üzere ortak-anlamlı-gösteren-bütün gibi sözcüklerle tanımlı bir olgudan bahsediyoruz. Yani bizim bu hale gelmemiz için nelerin bozulduğuna bakmamız gerekiyor sanırım. “Ortak” kavramı bozuluyor başta. Kişiselleşmiş anlamlar bütüncül ve ortak olanın yerini alıyor. Bunu görelilikle açıklayan modern psikolojiye borçluyuz. Bir şeyi kendin için anlamlı hale getirirsen, bünyesel bozukluğunu, toplumsal bütünlükten kopmuş da olsan koruyabilir; anlamsız hedeflerini gerçekleştirmek için çabalar ve gerçekleştirdiğinde de başarı hissini yaşayabilirsin. İnsanlığın tarihsel olarak oluşturduğu kültürel mirası anlamak için hiçbir çaba sarf etmene gerek yok. Sen olan halinle kendine yetersin. Böyle kal ve ödülü al. Kendin olmak, varoluşun ilkel halini olumlamak da olabilirmiş. Böylece her ortak sözü kendince bir anlam kırılmasına uğratarak boz ve anlamış gibi yap. Yani kısaca ortak olanı boz ve bireysele çevir.İkinci olarak “anlamlı” kavramı bozuluyor. Anlam kişisel bir anlamaya dönüştürülerek, anlama özürlünün de anlamı, geçerli kılınıyor. Anlamlı olan, bütünden koparılarak anlamsızlaştırılıyor, kişinin ona verdiği anlam(?)a indirgeniyor. Bu kişiselleştirilmiş anlam artık asıl anlamlı olanla ilgisiz bambaşka bir anlamda kullanılıyor. Böylece mesajın anlamından oldukça uzak bir yere taşınıyor. Artık anlamda uzlaşma mümkün olamıyor. Göstergenin kendi dışında bir varlığa işaret etmesi söylemi, kendiyle ve atıfta bulunduklarıyla hiç ilgisi olmayan kendine yabancılaşmış bir anlama dönüştürülerek ortak anlam kahrediliyor.Üçüncü olarak “gösterdiği” kavramı sulandırılıyor. Yukarıda da anlatıldığı üzere, göstermediği ya da gösterdiğinden fersah fersah uzak anlamlara yorumlanarak; anlam yoruluyor. Yorum, aşırıyoruma götürülerek tüketiliyor. Şahsileşen, şahsileşirken de kendi kimliğinden uzaklaştırılan bir göstergesizliğe büründürülüyor.Son olarak “bütün” kavramı bozuluyor. Ortak-anlam-gösterge üçlüsünün oluşturduğu bütün bozulduğu için artık bütünlüksüz, bölük pörçük bir anlamsızlık içinde kimsenin diğerinin ne dediğini anlamadığı bir kargaşayla karşı karşıya kalıyoruz. Buna da yaygın ve popüler adıyla kavram kargaşası diyoruz.Peki bunun bize yansıması nasıl oluyor. Gerçekliği algılamamız bozuluyor. Yeniden anlamlandırdığımız şey gerçek olmayıp, çarpıtılmış gerçeklik oluyor. Kendi gerçekliğinden uzak, kendimize uygun hale getirilmiş, hoşlanabileceğimiz bir yeni gerçeklik(?) yaratıyor ve onu benimsiyoruz. Bu hastalıklı benimseyiş, bir içe kapanışın sosyal görüntüsü oluyor aynı zamanda. Asosyal bir topluluğun bir aradalığından yola çıkarak oluşturulmuş sosyal bir yapı. Şimdiki düzenimizin yapısal karakteri bundan başka bir şeye işaret etmiyor. Bu umutsuz, çaresizlik üreten, kahredici yalnızlıktan Facebook’a kısaltılmış cümleler(?)le yazdığımız düşüncelerle kurtulmaya çalışıyoruz. Umarım kurtulubaliriz.