Ayşe Bahar

Ayşe Bahar


Seni bütün korkularımdan fazla sevdim. Böyle geliyorum üstesinden. Açılmış bir yaradan sızan kan gibi azar azar dökülüyorsun içime. İçim acıyor. Sensizliği önceden bilirdim ve bana dokunmazdı hiçbir yerinden. Oysa şimdi tir tir titriyorum senin olmadığın bir dünyada yaşama korkumdan. Sensizlik dayanılmaz zor. Kalbe saplanan bıçak, deriye işlemiş çıban, kaybolmuş kimlik gibi. Belki de yaprağını kaybetmiş bahar... Sensizlik sırtıma çökmüş yoksulluktan daha ağır ve umutsuz. Seni kaybetmek aklımı kaybetmekten daha acı. Bu yüzden seni korkmadan sevmekte zorlanıyorum çiçeğim. Adını bahar koydum ki seni el değmeden sevmek kolay olsun diye. Yaprak yaprak, burcu burcu, çiçek çiçek sevmek için. Seyrine doymak ve içim alabildiğince sevmek için seni. Ellerimde kalan kokunu içime çeke çeke. Seni kıştan çıkmak için özleyen insanlar gibi, özleyerek her an, her dakika, her saat... ve senin varlığından cesaret bularak bütün korkulara göğüs geriyorum. Seni bütün korkularımdan fazla seviyorum bebeğim.İnsan nasıl kendisi için hiçbir şey yapmayan birini bu kadar çok sevebiliyor anlamakta zorluk çekiyorum. Bu, benim olduğun için değil hayır! Benimle olduğun, içime dolduğun için olsa gerek. Seni bahar kokusu gibi içime çekmenin büyüsü başka.. Kolay tahlil yapmaktan yana değilim bu gün. Bu gün nisanın dokuzuncu günü… Sen bundan tam 350 gün önce geldin dünyamıza. Az şey mi? Üç yüz elli muhteşem gün geçirdik seninle. Kim yaşatabilirdi bunu başka? Seninle geçen her günüm mutluydu kuzucuğum. Dün hariç! Dün seni öyle soluk görünce bütün erkekliğim bitti. Bütün cesaretimi kaybettim. Seni gülden güzel düşlerimde benzersiz bir koku olarak ararken, yitirme telaşım vardı dün. Dün annenin gözyaşları üzerine damladı ilk kez. Benim içime akanların hesabı yok. Kara bir deliğe yolladım hepsini. Gözlerimi yüzünün ışığına odaklayıp bastım arabanın gazına. Senin damarlarında oksijen bitmesin diye. Ve sen çaresizliğin nasıl bir yumru olup boğazını tıkadığını çok net bir şekilde anlattın babana. Artık baban boğazında sürekli bir yumruyla geziyor yavrucuğum. Bu yüzden titrek ve tedirgin sesim. Güçlü konuşmak için çareyle gelmek gerekirmiş dünyaya ama bizde yok. Böyle bir yumruyla dolaşıyorum artık her yeri. Sevinirken yaralanmasın gönlüm diye. Hastane yolunda giden arabalarda yarım kalmış gülüşlere ödünç veriyorum sevinçlerimden. Senin öğrettiklerinden daha iyi öğreniyorum hayatı şimdi. İyi ki varsın. İki gün sonra doğum günüm. İki gün sonra kırk yılımı dolduruyorum dünyada. Ama en güzel doğum günü hediyemi dün verdin sen bana. Sanki üç yüz elli gündür yanında değilmişim gibi hep bir elinle göğsümden iterken beni, ilk kez dün sarılıp göğsüme başını koydun. Artık benimde bir çocuğum var dedim dün. Baba olmanın hep vermek, sevincin ise gelecek mutlu bir gülümseyişin yolunu beklemek olduğunu anladım dün. Seni gülerek büyütüyorum yavrum, umarım karşılığını gülerek verirsin bana. Başka bir beklentim yoktur senden.

Yazar-şair

Yalnız kuşlar titrer rüzgarda... Tüneyecek dalı olmayanların yüreklerindeki soğuğu kırabilecek hiç bir sıcak yoktur. Bu yalnızlığın derinlerdeki değersizlik, kırgınlık, sürekli hırçınlık ve alınganlığı yeniden ürettiğini anlamak için bir miktar tercihli olmayan yalnızlığı yaşamak gerek.

YORUMLAR

YORUMU CEVAPLAYIN