Anlamak


Kim kendi dışındaki bir varlığa bir anlam yükleyebilir hale gelmişse anlamıştır onu biraz. Nihai bir sonuç elde etmek için belirlenimlerinden yola çıkmışsa, biraz deşelemişse onu, anlamaya da başlamıştır. Anlam, yüklenmiş bir şey olmaktan başka nedir ki? Sizin bir şeye, ondan bağımsız olarak, yüklediğiniz yük… ve bu yüklenilmiş olanı, başka birinin eksiksiz olarak indirmesini beklersiniz. Kırmadan, dökmeden; yani eksiltmeden…Anlamı çözmeden, anlamaktan bahsedemeyiz. Ama anlamı eşdeğer kılmadan çözmek de zordur. Anlamak istediğimiz şey topraksa örneğin; toprak, nesnel varlığından soyutlandığı anda kişiselleşir. Bu durumda bizim ona yükleyeceklerimiz farklılaşır. Anlama sorunuyla o zaman karşılaşırız. Anlamak o zaman çetrefil bir sorun olur. Çağdaş insan her şeye yeniden anlam yüklüyor. Onu daha kendisine ait bir şey haline getirmek için uğraşıyor. Günümüzde insanın doğa ve eşyayla kurduğu ilişkinin bağlamı, gerçekliğinden o denli kopmuştur ki, yeniden eski haline getirmek mümkün olmuyor artık. Doğrudan ilişkilerin yerini, özel anlamlı iletişimler almış, nesneler fetiş haline gelmişlerdir. Varlık soyut bir anlam dizgesi içinde kendisi olmaktan çıkmış, su içmek için kullandığımız damacananın boğazı, cinsel bir kimlik kazanabilmiş ve bir insan onunla şehvetli bir buluşma halinde medyaya yansıyabilmiştir. Bütün bu anlam kaymalarının yanı başında, insanın insanla olan ilişkisi de orijinalliğini yitirmiş ve farklı anlamlar yüklenmiştir. Cinsiyetler tüketimin çerezi haline gelmiştir. Sembolik anlamlar, gerçek anlamdan daha güçlü içerikler kazanmış, artık kendi anlamımızı aramaktan yorulur hale gelmişizdir.\r\nGünümüzde anlamak bir erdem haline gelmiştir. Anlamak olağan insan ediminin dışında olağanüstü bir niteliğe bürünmüştür. Artık anlama ve anlamlandırma guruları ortaya çıkmış ve bize ıskaladığımız anlamları vaaz etmeye başlamışlardır. Eğitim, özgül bir işleve daha sahip olmuştur: özel anlamlandırma. Özel anlamlandırma, bildiğimiz anlamlandırmanın ötesinde, yoruma tabii tutarak olası en uygunsuz zorlamaları da dâhil ettiğimiz bir işlem olmuştur. Bu yaşadığımız hayatı bazen bir yalandan ibaretmiş dedirtecek denli ileri gitmektedir. Oysa kabullenmek, olduğu gibi kabul etmek diye bir şey var. Değiştirmeden; bir şeyi kendi doğasında olduğu gibi görmek; varlığını kayıtsız şartsız tanımak. Bu kolaylık sınırlarını çoktan aşmış görünüyor. Anlamak gerçeğe dokunmaktır; değiştirmeden;  kendi güzelliği, çirkinliği, iğrençliği veya mükemmelliği içinde. Anlamak varlığı zorunluluğu içinde kavramaktır. Varlığının nedenlerini kabullenmektir; bize bağlı olmadan; kendi gerçekliğinde; kendi nedenleri ve sonuçlarıyla. Anlamak varoluşun getirdiği mesajı çözmektir. Başkaca zarflara konulmuş, şahsi mesajlarla kirletilmeden. Kabul etmek ya da reddetmektir. Oysa şimdi anlamak çağdaş bir ironidir.

Yazar-şair

Yalnız kuşlar titrer rüzgarda... Tüneyecek dalı olmayanların yüreklerindeki soğuğu kırabilecek hiç bir sıcak yoktur. Bu yalnızlığın derinlerdeki değersizlik, kırgınlık, sürekli hırçınlık ve alınganlığı yeniden ürettiğini anlamak için bir miktar tercihli olmayan yalnızlığı yaşamak gerek.

YORUMLAR

YORUMU CEVAPLAYIN